01 07 2010
26 06 2010
12 03 2010
Zamane ruhunun insana kattığı en fena özelliklerden biri de eskiden mitlere, kahramanlara mahsus borderline halinin artık hepimizin kendi filmine sirayet etmesi. Denizin ufuk çizgisindeki yatay halinden çok, sahile vuran dalgalar (tsunamicik) bizi daha bi cezbediyor. Dibimizle o kadar meşgulüz işte, hâlbuki deniz aynı deniz. İnanılmaz eğlenmeler, buna çok güldümler, ölmeler, bitmeler o kadar sıradanlaştı ki; ölümden çok, herkese uğrayacak kof ölümün bizim tartımızdaki bezdirici ağırlığı konuşuluyor. Bu konuyu örneklerle açıklamak farz oldu diyerek sözü Vonnegut arkadaşımıza bırakıyorum.
Vonnegut önündeki tahtaya içi boş bir grafik çiziyor:

Grafikte zaman soldan sağa ilerliyor, mutluluk aşağıdan yukarıya hareket ediyor. Vonnegut, Külkedisi masalını grafik üzerinden anlatmaya başlıyor:

Masal, külkedisinin sefil hayatını uzun uzun anlatıyor: Evde ovulmadık şömine, silinmedik cam çerçeve kalmıyor, olmadık angarya emrediyor üvey anne, kardeş mezalimi diz boyu… Derken bir haber: Kral balo tertiplemiş, tüm genç kızların gelmesini istiyor. Pırpır ediyor yüreği Külkedisi’nin, bir umut ışığı, bir heyecan… İyilik perisi çıkıp geliyor, en kıyağından bir elbisesi oluyor garibanın, şıkırtılı bir de fayton. Tek şart, saat onikiyi vurmadan eve dönmesi gerek.
Baloya gidiyor, saniyesinde kalbini çalıyor prensin. Sanki dans etmiyorlar, havada kırlangıçlar gibi sarmaşıp öpüşüyorlar. Saat onikiyi vurunca Külkedisi sevgilisine vaziyeti çıtlatmadan kayıplara karışıyor. Yine acıların dünyası, yine yine kahpe felek, yine hep yek. Yerleri süpür, olmadı bir daha, şimdi ovala, iyice parlasın. Ama olsun, o güzel gecenin ardından bunca eziyet vız gelir, tırıs gider. Kalender meşreptir Külkedisi, zaten çok geçmeden prens narin yârini eliyle koymuş gibi bulacaktır. İşin burasında grafik köşeden patlıyor, çünkü Külkedisi’nin duyduğu mutluluk, insan aklının alamayacağı ölçüde fazladır.
“Herkes bu masala bayılıyor!” diyor Vonnegut. “Aynı tema bugüne dek binlerce kez, binlerce hikâye ve masalda işlendi. İşin garibi, sıradan insanlar kendi yaşamlarının da böyle olacağını sanıyor.”
Sonra tahtayı siliyor “Şimdi çok tutulan başka bir temaya, felaket hakiyesine göz atalım.

Yazın ortası, öylesine bir gün, herhangi bir kasaba. Yaşlılar uyukluyor, çocuklar oyuna kaptırmış, ortalıkta koşturuyor. İçlerinden biri bir kör kuyuya düşmesin mi? Ahali, imdat deyip bağıran cılız sesi duyar duymaz toplanıyor. Küs, fesat, dargın, yorgun kim varsa kuyu başına birikiyor, el ele verip hep beraber çocuğu oradan kurtarıyor. Önceden kavga döğüşe kaptıran, arası limoni olan kim varsa bu vesileyle barışıp cümbür cemaat mutluluğa yelken açıyor.
“İnsanlar bu masala da bayılıyor! Anlaşılır gibi değil. Hayatın bu iki masalla hiç ilgisi yok. Hayat dediğin esasen şöyle bir şey:”

Benzer olaylar, benzer insanlar, benzer mekânlar… Hayatlarımız birbirine benziyor; arada ufak tefek iniş çıkışlar oluyor ama sonuçta büyük bir numara, dilden dile anlatılacak hikâye falan yok ortada. Hayatlarımız kendimize itiraf edemeyeceğimiz denli küçük, ufacık. Acılar da öyle, sevinçler de… Vaziyet öyle vahim ki, manzarayı görebilmek için büyüteç kullanmak gerek.
26 01 2010
Bilim dünyasındaki son gelişmeler artık yere düşen kuru sulu ne varsa yutabileceğimizi söylemekle kalmıyor, zamana karşı sürdürdüğümüz yarışta bir nebze de olsun bizim elimizi güçlendiriyor. Konnektikat'a selam olsun!
08 12 2009
18 07 2009
Kings of Convenience
