01 07 2010

Ülkemizin amerikancı asfaltçı politikalarıyla yeşermeye fırsat bulamayan demiryolu ağımıza rağmen bir çift çizgi üzerinde gitmenin tadını az biraz biliriz.
Japone Daihei Shibatai, eksen kaymasının güç, devinen manzaranın hepimizce aşikar olduğu bir düzlemde çok şık ve basit bir hareketle yerden ziyade göğü ve ona ağanları gözümüze sokuyor.
Dünyanın en hızlı trenleri Shinkansen'le, kulaklıklarımızda VanShe'nin So High'ı çalarken Shin-Osaka istasyonundan Tokyo'ya; yani mütevazi bi şehirden yola çıkıp, istasyonlarla kesilen ufuğun banliyö çatılarını süpürüp, yeri öptükten sonraki zarif ve görkemli yükselişini kah fütüristik manzaralara kah bir göl kenarı huzuruna yorarak hissettirmeyi başarmış.
Videoyu huşu içinde izlerken beni rahatsız eden tek şey; bize uzak, ele yakın doğunun modernizm kokan şehirlerinde bile göz tırmalayan ortak baş belamız elektrik direkleri.

26 06 2010

Bağımsız bir Amerikan filminin arka sıra fonlarından fırlamış gibi duran Parizyen grup Mondrian, kuru kuru gitmeyen şarkılarını Jesus Hernandez'in marifeti kliplerle bulamışlar. Bir artı biri üç çıkaran sonuç matematik dünyasında çığır açacak gibi görünüyor.
Mondrian'ın olayını tam anlayamamakla birlikte; kendileri "Kim bu Mondrian?" diyenlere şöyle diyorlarmış. "İki dakikalık POP'un konsantre tadını, POP'un iyi dokunmuşunu, otomatik POP'un halk için olanını seven Roman Oswald ve Morning Clash'ten oluşan Fransız müzik grubu"
Aşağıdaki üçlemenin bize aşk, meşkle ilgili söylecek sözleri var. Henüz aşkı tatmamış hassas bünyelerin ilkini transit geçmesi, Aşk-ı Memnu travmasını atlatamayanların sonuncusundan uzak durması kendi yararlarına.





12 03 2010

Zamane ruhunun insana kattığı en fena özelliklerden biri de eskiden mitlere, kahramanlara mahsus borderline halinin artık hepimizin kendi filmine sirayet etmesi. Denizin ufuk çizgisindeki yatay halinden çok, sahile vuran dalgalar (tsunamicik) bizi daha bi cezbediyor. Dibimizle o kadar meşgulüz işte, hâlbuki deniz aynı deniz. İnanılmaz eğlenmeler, buna çok güldümler, ölmeler, bitmeler o kadar sıradanlaştı ki; ölümden çok, herkese uğrayacak kof ölümün bizim tartımızdaki bezdirici ağırlığı konuşuluyor. Bu konuyu örneklerle açıklamak farz oldu diyerek sözü Vonnegut arkadaşımıza bırakıyorum.

Vonnegut önündeki tahtaya içi boş bir grafik çiziyor:

Grafikte zaman soldan sağa ilerliyor, mutluluk aşağıdan yukarıya hareket ediyor. Vonnegut, Külkedisi masalını grafik üzerinden anlatmaya başlıyor:

Masal, külkedisinin sefil hayatını uzun uzun anlatıyor: Evde ovulmadık şömine, silinmedik cam çerçeve kalmıyor, olmadık angarya emrediyor üvey anne, kardeş mezalimi diz boyu… Derken bir haber: Kral balo tertiplemiş, tüm genç kızların gelmesini istiyor. Pırpır ediyor yüreği Külkedisi’nin, bir umut ışığı, bir heyecan… İyilik perisi çıkıp geliyor, en kıyağından bir elbisesi oluyor garibanın, şıkırtılı bir de fayton. Tek şart, saat onikiyi vurmadan eve dönmesi gerek.

Baloya gidiyor, saniyesinde kalbini çalıyor prensin. Sanki dans etmiyorlar, havada kırlangıçlar gibi sarmaşıp öpüşüyorlar. Saat onikiyi vurunca Külkedisi sevgilisine vaziyeti çıtlatmadan kayıplara karışıyor. Yine acıların dünyası, yine yine kahpe felek, yine hep yek. Yerleri süpür, olmadı bir daha, şimdi ovala, iyice parlasın. Ama olsun, o güzel gecenin ardından bunca eziyet vız gelir, tırıs gider. Kalender meşreptir Külkedisi, zaten çok geçmeden prens narin yârini eliyle koymuş gibi bulacaktır. İşin burasında grafik köşeden patlıyor, çünkü Külkedisi’nin duyduğu mutluluk, insan aklının alamayacağı ölçüde fazladır.

“Herkes bu masala bayılıyor!” diyor Vonnegut. “Aynı tema bugüne dek binlerce kez, binlerce hikâye ve masalda işlendi. İşin garibi, sıradan insanlar kendi yaşamlarının da böyle olacağını sanıyor.”

Sonra tahtayı siliyor “Şimdi çok tutulan başka bir temaya, felaket hakiyesine göz atalım.

Yazın ortası, öylesine bir gün, herhangi bir kasaba. Yaşlılar uyukluyor, çocuklar oyuna kaptırmış, ortalıkta koşturuyor. İçlerinden biri bir kör kuyuya düşmesin mi? Ahali, imdat deyip bağıran cılız sesi duyar duymaz toplanıyor. Küs, fesat, dargın, yorgun kim varsa kuyu başına birikiyor, el ele verip hep beraber çocuğu oradan kurtarıyor. Önceden kavga döğüşe kaptıran, arası limoni olan kim varsa bu vesileyle barışıp cümbür cemaat mutluluğa yelken açıyor.

“İnsanlar bu masala da bayılıyor! Anlaşılır gibi değil. Hayatın bu iki masalla hiç ilgisi yok. Hayat dediğin esasen şöyle bir şey:”


Benzer olaylar, benzer insanlar, benzer mekânlar… Hayatlarımız birbirine benziyor; arada ufak tefek iniş çıkışlar oluyor ama sonuçta büyük bir numara, dilden dile anlatılacak hikâye falan yok ortada. Hayatlarımız kendimize itiraf edemeyeceğimiz denli küçük, ufacık. Acılar da öyle, sevinçler de… Vaziyet öyle vahim ki, manzarayı görebilmek için büyüteç kullanmak gerek.

“Filmlerde, kitaplarda yer alan acılı, sevinçli hikâyelere doymuş halde büyütüldüğümüz için, hayatımızın da devasa iniş çıkışlarla dolu geçmesi gerektiğini sanıyoruz. Zerre dram içermeyen birçok durumda, varmışçasına türlü şekle girmemiz, hayatımı yazsam roman olur dememiz bu yüzden.”

Sırf bu yüzden insanlar kafa göz birbirlerine dalıyor, spor niyetine delice işlere kalkışıp kendilerini dağlardan tepelerden atıyor, yok yere terliyor ve yoruluyorlar. Sırf bu yüzden başımıza ne gelse bire bin katıyor, pireyi deve yapıyoruz. Kendimizi kandırıyoruz, hepimiz, donuk hayatlarımızı masallarda geçen pırıltıyla kuşatmanın peşindeyiz.



26 01 2010

Bilim dünyasındaki son gelişmeler artık yere düşen kuru sulu ne varsa yutabileceğimizi söylemekle kalmıyor, zamana karşı sürdürdüğümüz yarışta bir nebze de olsun bizim elimizi güçlendiriyor. Konnektikat'a selam olsun!

08 12 2009

18 07 2009

Kings of Convenience


Yeni albüm yoldaymış, geliyormuş. Eylül sonunda kucağımıza düşsün diye bekleyedururken, şimdilik "cold" hanımla idare edelim. Cold dediğine bakma. Yine sıcacık, yine yumuşacık.
.
.
Hey baby, what is love?

29 06 2009

Billie Jean Is Not My Lover


Bugün (aslında artık dün) televizyonda haberlerini izleyince yazasım geldi böyle bir coştum senin için insanlar geri geri bile yürümüş. Geri geri yürümek diyorum, sözde moonwalk'larını izledik, bizim bildiğimiz geri geri yürümek eylemi, "anma" faaliyeti olunca insan bunu fazla sorgulamıyor tabi. Sorgulamamak da lazım zaten.
Vadevır.
Huzur içinde uyuyasın ey sevgili moonwalker..