18 07 2009

Kings of Convenience


Yeni albüm yoldaymış, geliyormuş. Eylül sonunda kucağımıza düşsün diye bekleyedururken, şimdilik "cold" hanımla idare edelim. Cold dediğine bakma. Yine sıcacık, yine yumuşacık.
.
.
Hey baby, what is love?

29 06 2009

Billie Jean Is Not My Lover


Bugün (aslında artık dün) televizyonda haberlerini izleyince yazasım geldi böyle bir coştum senin için insanlar geri geri bile yürümüş. Geri geri yürümek diyorum, sözde moonwalk'larını izledik, bizim bildiğimiz geri geri yürümek eylemi, "anma" faaliyeti olunca insan bunu fazla sorgulamıyor tabi. Sorgulamamak da lazım zaten.
Vadevır.
Huzur içinde uyuyasın ey sevgili moonwalker..

22 06 2009


Biz onları long distance call'la tanıdık. Sevdik saydık. Meğer neden sonra unutup gitmişiz kendilerini. Onlar boş durmamış, yakın zamanda yeni bir albüm yayımlamış. Hypem sağolsun, gözüme/kulağıma iliştirdi bir parçalarını. Hoş mu hoş olmuş. Devamına da bir göz atmalı, evet.

Tadımlık Wolfgang Amadeus Phoenix o vakit;


+

18 05 2009

N is for numb

Gecenin bir körünce otoket ekranına ebleh ebleh bakmamdan mütevellit benim harfim n olsun istedim. Elinizde sözlükle izlemeniz elzem olan sıradaki klip ne türde olursa olsun projeler üzerine kafa yoranlara gitsin. Sinir bozucu insan olarak filmin sonunu şimdiden söyliyeyim. Z is for zero. Ama merak etmeyin mutlu sonla bitiyor.

02 05 2009

Bonnie 'Prince' Billy - Beware

Bonnie Prince Billy yine yaptı yapacağını dermişim. Şaka lan demem tabi. Bugün hazır konseri varken, öğrenci bileti kaldı mı, yine kapı duvar mı olucak gerginliğiyle son albümü Beware tekrar tekrar sardırırken bir şarkıya takıldım kaldım. Diğerleri üvey evlat değil elbet. Onların da sırası gelecek.
Albüm yine lise defteri kenarına köşesine yazılacak güzel sözlerle dolu, adam yaşamış da yazmış diyor insan. Nerden biliyosun derseniz o kadar sakal uzatmasak da biz de yaşıyoruz. İnsanın kendiyle yüzleşebileceği yalnızlıkta söyleyebilecekleri güftelerde seçiliyor hep. Sahip olma içgüdümüzün hangi noktalara varabileceği gerçeği, gidince kalanlar, kalınca gidenler, kalabalıklar içindeki baldızlığımız ve sıradanlığımız, çaydanlığımız.
Her albümde kendini yenileyip yine aynı olabilmek de bi başarı Boniciğim. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Hakikaten aynı ama yeni. Gitarı bir başkası tıngırdatınca mı böyle oluyor bilmiyorum. Aynı üzümü başka topraklarda yetiştirip, şarabını bize içiriyor bu hergele.
Bu noktada indie pop, folk falan yalan, şeker şeker arabesk yapmış sanki. Ama güzelinden. En güzel arabesk de aslında insanın kendine acımadan, bu ufak tefek yaralarla yaşamasını bilmesi, gerekirse yolup yolup iz bıraktırması, izlere baktıkça hatırlamaması, hatırladıkça bakması.
Aşağıdaki skroplara doyamayasıca şarkının üstüne basınca iniyor. Basın lan!

01 05 2009

sktrt.rg


Horaley'den aşina olduğumuz Erkin Gören'in yeni icraatı;


Bu ilk değil, son da olmayacak sevgili okuyucu. Sen de "gözünü kırpmadan" siktir et bak, nasıl iyi geliyor... --demiştik... 

Gün oldu devran döndü tabi. F5'le yenilediğimiz, okudukça keyif aldığımız siktir edişler amacını mı sapıttı, "neler oldu?" Onun en güzel açıklaması, üzerine bir nokta, bir virgül, bir kelam eklemeye gerek olmayacak aşikarlıkta sitede duruyor. "İnsan faktörünü göz önüne alarak" tekrar geri geleceği vakit yakındır umarım. Değilse de siktir et, çünkü zaten dünya yarrak gibi.

24 04 2009

Obama'nın hatırlattıkları

(Ali Cabbar - Alienation)

Tam da Obama'yı unuturken ben niye hatırladım, kırk yıllık köşekadısı başlığını niye attım bilmiyorum. Yakın zamanda yerli yabancı bir şehirler turu attıktan sonra, karşılaştırmalı başka İstanbul yok kişisel telkinimizi bir kenara bırakarak konuşmak lazım belki de. 
Obama bana neyi hatırlattığına dönersek, o malum gün Fındıklı-Sirkeci hattı için tramvayına yönelmiş, akbilimin dalili dalili ötmemesine daha sevinemişken bi anda arabalar gerisin geri dönmeye başladı, tramvaya ise kal gelmişti. Mihrakların iç ve dış ikiye ayrıldığı ülkemizde çok enteresan bir durum değil tabii ki böyle müdahaleler. Neticede deh dersin gider, çüş dersin dururuz. Ben de kimse dehlemeden aktarma yapmadan tabanvaya bindim. Yürürken her zaman alışık olmadığımız bir oran orantı söz konusuydu. İkiye beş metre ebatlarında yaklaşık bi buçuk metre yüksekliğindeki teneke kutular yok olmuş sadece biz insanlar ve caddenin getirdiği yükten boy atmış binalar vardı. Açıkçası çok güzeldi. Böyle çapraz falan gidebiliyordu insan. Keskin nişancılardan işkillenmiyorsanız, bırakınız önce sağınız sonra solunuzayı, önünüze bile bakmaya ihtiyaç duymuyordunuz. İnsan denen şeyi kıyıya köşeye atan hız çağının yerini yavaşlık ve bir nevi özgürlük gelmişti. 
Birden eski İstanbul fotoğrafları geldi aklıma. Şu solda kenarından avlusunu gösteren bi kışla vardı, bu cami duvarı böyle yavan değildi, sıra sıra dükkanlar yok muydu şuracıkta diye muratbelgeleşmenin içten olmadığı bir atmosfere bürünmüştüm. Neyse ki helikopter sesleri, canlı yayın arabalarının jeneratörleri bu rüyadan beni hemen uyandırdı. Obama'yı sanki Tophane yokuşundan altında leğenle kayacakmış gibi tetikte bekleyen belki yüzlerce gazatacı vardı. Orayı da geçtikten sonra adımlarımı sıklaştırıp sonu Mabel'e çıkan paralel sokağa girdim. Sadece insanlar vardı yine orada da. Keşke hep yürüsek dedim, bu sahil yolunu iptal etsek tepelerden gitseler nerelere gidecekse arabalar, sonra inseler finikülerlerle diye iç geçirdim. Düşünsenize ne güzel olur. 
Dört şerit afsalt yol için üzeri kapatılan canım rayları; oraya buraya taşınarak piç edilen, denizde batırılan, mahfedilen güzelim binaları, banilerini düşünmeden; medenileşmeden modarnlaşen taşralı kafalarımızda sadece kendimiz için bile böyle bir düş kurulabilir. Tek düşümüzün ne yazık ki İstanbul için olması da ayrı bir üzüntü. Ülkeyi tutan tek bir mıh olmasaydı keşke de bir sürü çiviyle sabit dursaydı. Bu noktada sözü densiz bir bakana zamanında -soru mühim değil- güzel bir cevap vermiş Arat Dink'e bırakalım.
"Hayır, aynı olmazdı. Süper olurdu. Sen ne diyorsun? Bütün ülke üç noktaya birikmez, kırk küsur merkez olurdu. Yirmi, otuz yıllık fidan hayatlarımız değil, kadim bir orman gibi kültürümüz olurdu. Anasının doğduğu yerde doğabilirdi herkes, işte o zaman ülke, “memleket” olurdu... "